UZLAŞMA SAĞLANMIŞSA TAZMİNAT DAVASI AÇILAMAZ” İBARESİ GEÇERLİ DEĞİLDİR.

UZLAŞMA SAĞLANMIŞSA TAZMİNAT DAVASI AÇILAMAZ” İBARESİ GEÇERLİ DEĞİLDİR. Resim

UZLAŞMA SAĞLANMIŞSA TAZMİNAT DAVASI AÇILAMAZ” İBARESİ GEÇERLİ DEĞİLDİR.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesi uzlaşma kurumunu düzenlemektedir. Maddenin 19. fıkrasında yer alan

“Uzlaşmanın sağlanması hâlinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz.”

şeklindeki hüküm, uzun yıllar boyunca uygulamada mutlak bir sonuç doğurmuş; uzlaşmayı kabul eden mağdurların, sonradan ortaya çıkan zarar kalemleri için dahi dava açmaları engellenmiştir.

Bu düzenleme, ilk bakışta taraflar arasında kesin bir barış sağlamayı hedeflese de, mağdurun tüm zararlarının uzlaşma anında bilinmemesi ya da ilerleyen süreçte ortaya çıkabilecek zararların öngörülememesi nedeniyle adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı bakımından sorun yaratmaktaydı.


  • Anayasa Mahkemesi’nin Kararı

Anayasa Mahkemesi, E.2023/34, K.2023/148  sayılı kararıyla söz konusu ibareyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir.

Kararda özetle şu tespitlere yer verilmiştir:

Uzlaşma, tarafların karşılıklı rızasına dayanır. Ancak bu rıza, mağdurun tüm zarar kalemleri hakkında tam ve kesin bilgiye sahip olmasını gerektirir.

Uzlaşma anında bazı zararların miktarı veya varlığı öngörülemeyebilir; bu durumda mağdurun dava açma hakkının tamamen ortadan kaldırılması ölçülülük ilkesine aykırıdır.

Uzlaşma metninde açıkça belirtilmeyen veya uzlaşma kapsamında değerlendirilmemiş zararlar bakımından mağdurun dava açma hakkı korunmalıdır.

Ceza yargılamasında uzlaşma sağlanması, hukuk mahkemelerinde açılacak tazminat davasını otomatik olarak engelleyemez.

Bu gerekçelerle, söz konusu hüküm Anayasa’nın 13., 36. ve 40. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

Dolayısıyla, artık uzlaşma sağlanmış olsa dahi, mağdurun uğradığı zararların tamamını kapsamadığı veya uzlaşma sırasında öngörülemeyen zararların sonradan ortaya çıktığı durumlarda, tazminat davası açma hakkı saklıdır.


  • Uygulamadaki Durum ve Sorunlar

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararına rağmen, birçok Cumhuriyet Başsavcılığı hâlâ eski tarihli maktu uzlaşma formlarını kullanmakta ve bu formlarda yer alan

“Uzlaşmanın sağlanması hâlinde taraflar birbirleri hakkında tazminat davası açmayacaklarını kabul ederler.”şeklindeki ibareleri değiştirmemektedir.

Bu yaklaşım, kararın bağlayıcılığına aykırı olduğu gibi, özellikle avukat ile takip edilmeyen dosyalar bakımından ciddi hak kayıplarına yol açmaktadır.

Çünkü mağdur, uzlaşma tutanağında yer alan bu ifadeyi “dava hakkımdan tamamen vazgeçtim” şeklinde anlayabilir. Oysa hukuken böyle bir sonuç artık doğmamaktadır.

Bir başka sorun, mahkemeler arasında uygulama birliği bulunmamasıdır. Bazı mahkemeler AYM kararını esas alarak, uzlaşmanın sadece belirli zarar kalemleri bakımından bağlayıcı olabileceğini kabul ederken; bazı mahkemeler hâlâ “uzlaşılmışsa dava açılamaz” yaklaşımını sürdürmektedir.

Bu durum, hukuk güvenliği ve eşitlik ilkeleri bakımından sakıncalıdır.


  • Sonuç

Anayasa Mahkemesi’nin 2023 tarihli bu önemli kararı, uzlaşma kurumunun özünü zedelemeden mağdurun hak arama özgürlüğünü koruyan bir denge kurmuştur.

Buna rağmen uygulamada eski alışkanlıkların sürmesi, bireylerin anayasal haklarının fiilen ortadan kalkmasına neden olmaktadır.

Savcılıklar, mahkemeler ve uygulayıcılar, iptal kararının içeriğine uygun şekilde hareket etmedikçe, uzlaşma kurumu vatandaşın güven duyduğu bir mekanizma olamayacaktır.

Uzlaşma, tarafların birbirini affetmesi değil, adaletin gönüllü biçimde tesis edilmesidir.

Bu nedenle, hukuki güvenliğin sağlanması için hem mevzuatın hem uygulamanın Anayasa Mahkemesi kararına uygun hale getirilmesi zorunludur.


Av. HÜSEYİN TAŞ

Yorumlar Kapalı!